YAHYALI HAKKINDA
YAHYALI TARİHİ
| RAKAMLARLA YAHYALI |
|
YAHYALI ADI:
Yahyalı Ulu Camii bahçesinde türbesi bulunan Yahya Gazi günümüze kadar gelen söylenti ve rivayetlere göre Yahyalı’nın kurucusu ve ilçeye adını veren kişidir.
1075 yılında kurulan Danişmendoğulları beyliği Sivas, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Develi ve çevresine hakimdir. Yine bazı Avrupalı tarihçilerle beraber Doğulu tarihçiler, Kayseri ile bütün o yörenin fethinin Danişmendliler’e nasip olduğunu bildirirler.Dev Ali (Devlibey) türbesinin kitabe tarihi 1094 olup Yahyalıoğullarıyla birlikte bölgeye gelen Develioğullarının bu tarihten önce yerleştikleri kesindir. Yahya Gazi , Seyid Ali, Benli Gazi gibi alp-eren önderlerden sonra Abdal İlyas, Dede Sultan, Akkoca Sultan, Hoca Ahmed gibi din büyükleri Yahyalı’nın temelinde harcı olan mübarek şahsiyetlerdendir.
1954 yılında ilçe olan Yahyalı halen Kayseri ili içinde Kayseri ve Develi’den sonra en büyük yerleşim merkezidir.
35-36 Doğu meridyenleri, 38-59 kuzey paralelleri arasında yer alan Yahyalı’nın güneydoğusu Feke (Adana), kuzeydoğusu Develi(Kayseri), batısı Dündarlı ile Sulucaova (Niğde), kuzeyi Develi, kuzeybatısı Yeşilhisar(Kayseri) ve güneyi Aladağ (Adana) ile çevrilidir. Yahyalı, Kayseri iline 107 km. uzaklıkta olup, 11 mahalle, 27 köy ve kasabası bulunan ilçenin merkez alanı 1604 km2, denizden yüksekliği 1210 m’dir.
A) Türk Fethi Öncesi Yahyalı :
Yahyalı, ilkçağ (M.Ö.3500-M.S.375)’ın iki önemli merkezi olan Kapadokya ile Çukurova arasında oldukça stratejik bir bölgede bulunmaktadır. Geçirdiği jeolojik safhalar sonunda, Orta Anadolu’yu kaplayan bir denizin ortasında yükselen Erciyes, etrafına lavlar fışkırtmış, zamanla çevresindeki sular çekilmiş ve 3916 m.’lik yüksekliği ile Orta Anadolu’nun en yüksek, münferit dağı olarak günümüze kadar gelmiştir.
Taşeli Yaylası ile Aladağlar arasında uzanan ve Orta Toroslar denilen sıradağların iç kıvrımı üzerinde, yani Çukurova’nın kuzeyinde yer alan Yahyalı, M.Ö.2000-1200 yıllarında Hititler, M.Ö.1200-700 yılları arasında Frigler sınırına dahildir.
M.Ö.500’lü yıllarda Persler, M.Ö.300’lü yıllarda Büyük İskender’in hakimiyet sahasına dahil olan Yahyalı ve civarını M.Ö.1. yüzyılda Roma İmparatorluğu içinde görürüz. Bu İmparatorluğun M.S.395’de ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma hakimiyeti, yaklaşık yedi asır devam edecektir.
Jeopolitik yapı itibariyle önemini hala muhafaza eden bölge daha çok askeri amaçla kullanılan tarihi bir geçit üzerinde bulunmaktadır. Ortaçağda yollar üç amaç için kullanılırdı. Ticaret, orduların geçtiği sefer yolları, kutsal yerlere gitme yolları. Orta Anadolu’yu Çukurova’ya bağlayan dört önemli yol bugün de mevcuttur. Ortaçağ’da Yahyalı henüz yerleşim merkezi değilken Faraşa önemli bir sanayi ve maden kentidir. Tarihi vesikalarda Faraşa demir madeninin asırlarca işletildiğini hatta Kayseri’de bulunan tarihi eserlerin demir malzemelerinin bundan temin edilmiş olduğunu öğreniyoruz.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile saban demiri, kazma, balta, dahra vs. demir aletler Faraşalı Rumlar tarafından yapılıyor, Yahyalı ile birlikte Kapadokya bölgesinin de ihtiyacı karşılanıyordu.
Sekidağı, Belen, Ayvan, Akbaş, Tahrana ve Dömbere mevkiilerinde bulunan kösürelikleri günümüzde, Türkiye’nin en büyük demir rezervlerine sahip olup halen işletilmekte olan Attepesi ve Kızıl maden ocakları tamamlamaktadır.
Kavak ve Dutlu Musluk’ta rastlanan yer altı seramik künkleri (pağ) ile kaleler arasındaki su şebekeleri, ayrıca İnbaşı’ndaki Zebil tapınak sütunları, Köşk deresindeki su teknesi, Kavak ve Göğoluk’ta bulunan Sunaklar, Kale’de ortaya çıkarılan mermer lahit ve talan edilmiş yüzlerce maşatlık, höyük ve tapınak kalıntıları bölgenin, İlkçağ-Ortaçağ boyunca devamlı uygarlıklara sahne olduğunu göstermektedir.
1080-1375 yılları arasında, Ermenistan krallığı önceleri Bizans ile doğudan gelen Türkler arasında bir tampon görevi yaparken, sonraları tamamen Türk devlet ve beyliklerinin arasında sıkışıp kalacak ve ancak onlara vergi vermek suretiyle ayakta durabilecektir.
B) Türk Fethi Sonrası Yahyalı :
1) Selçuklular Dönemi :
Çok kalabalık bir Oğuz(Türkmen) kitlesi 1047 senesinde Türkistan’da Nişapur’a geldi. O’nlar, orada Büyük Selçuklu beylerinden İbrahim Yinal bu Türkmenlere ‘memleketim sizin oturmanıza imkan verecek kadar geniş değildir. Bu sebeple doğrusu şudur ki Anadolu gazasına girdiniz, Allah yolunda cihad yapınız ve ganimet alınız. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim’ diyordu. Nitekim bu suretle Doğu Anadolu vilayetleri Türkmenlerle doldu. Selçuklu ordusunun himayesi sayesinde Türkmenler Anadolu’da çok ilerlediler.
1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra Türkler batıya doğru akmaya başlarlar. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in emriyle 1059’da Selçuklu ordusu Anadolu’ya girer. İkiye ayrılan Türk ordusundan Savuk’un kumanda ettiği birinci kol Kayseri’ye gelir ve Sivas üzerine yürür. Selçuklu ordusunun yaklaştığını duyan Vaspurakan hanedanının prensleri Develi’ye kaçarlar.
Oğuz boylarından Develi-oğulları aşireti de Malzgirt Zaferinden sonra Danişmendliler’le birlikte gelerek bugünkü Yukarı Develi’ye yerleşmişlerdir. Dev Ali türbesinin kitabe tarihi 1094 olup bu da yerleşmenin 1071’den sonra olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.Yahyalı ve Develi’ye yerleşen her iki aşiretinde (Yahyalıoğulları-Develioğulları) Danişmendli Melik Ahmat Gazi’nin maiyetinde geldiklerini söyleyebiliriz. Büyük İslam mücahidi Battal Gazi’ye izafe edilen bazı kerametler, ilçemize adını veren Yahya Gazi için de söylenmektedir. Şöyle ki; küffarla mücadele ederken şehid düşen Yahya Gazi, kellesini koltuğuna alarak bir süre daha kılıç sallar, nihayet bugünkü türbesinin bulunduğu yere yıkılır.
Yahyalı’nın halen mevcut üç mahallesinde (Camiikebir, Yenice, Gazibeyli) Cumhuriyet dönemine kadar birer medrese olduğu bilinmektedir.İslam ve Türk devletlerinde dini ve sosyal müesseseler genellikle vakıf arsaları üzerine kurulurdu. Bu arsaların devri ve satışı, hele amacı dışında veya şahıslar tarafından kullanılması hemen hemen imkansızdı. O halde Yahyalı’da kurulmuş olan bu medreselerin zamanla yıkılıp yeniden yapılsa bile ilk kuruldukları yerleri muhafaza ettikleri kuvvetle muhtemeldir. Günümüze ulaşan rivayetlere göre Gözbaşı suyu etrafında kurulan Gazibeyli Mahallesine adını veren zat Gazi Bey olup, Yahyalı’nın kurucularındandır. Zaten Yahyalı’nın bir diğer adı da Gazibeyli’dir.
11. yüzyıl sonlarında Türkiye Devleti’nin idari bölünüşüne göre Kayseri bölgesinde oluşturulan Kayseri Beyliği; Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Nevşehir ve Niğde’yi içine alıyordu. Daha sonraları Selçuklu Devleti yedi ana bölgeye ayrılmıştır. Bunlardan birisi de Kayseri bölgesi idi ve buraya gelen dört belde mevcuttu. Bu beldeler; Kayseri, Niğde, Ereğli ve Ermenek idi. Yahyalı’ya yerleşen küçük Türkmen grubu daima Niğde etki sahasına dahil olmuş, ikinci derecede Kayseri bölgesi içinde yer almıştır.
Anadolu’da Bizans-Selçuklu mücadelesi başladığında Ermeniler’in çoğu Selçuklular’a vergi ödeyen, Bizans’la da iyi geçinen küçük prenslikler kurmaya başlamıştır. 1083 yılından sonra Antakya, Maraş, Adana, Niğde, Kayseri yörelerinde Bizans etkisi tamamen kalkmıştır. Kilikya Ermeni Krallığı’nın geçici hakimiyetinin ise bugünkü Habib Köprüsü’ne kadar ulaştığını görüyoruz. Zebil adını taşıyan mağara-mezar da bunları doğrulamaktadır.
Yahya Gazi,Seyid Ali, Benli Gazi gibi büyüklerin önderliğinde bölgeyi yurt edinen Türkmenler, Danişmendliler ile birlikte Aanadolu’ya gelmelerine rağmen kısa sürede Aanadolu Selçuklu Devletine tabi olmuşlar, bölge de kendilerine verilmiştir. Çünkü Süleymanşah ve halefleri eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkan veren bir mir’i toprak rejimi kuruyorlardı.
2) Beylikler ve Osmanlılar Dönemi :
Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra Develi, Karahisar önce Eratnaoğulları’nın eline geçer. Develi Karahisar’daki bir cami kapısında bulunan 1346 tarihli kitabede Eratna’ya ‘Sultan’ünvanı verildiğini görüyoruz. Kadı Burhanettin Ahmed’in insiyatifi ele geçirmesiyle kendi adına, aynı sınırlarda devam ettirmesi üzerine Yahyalı ve civarı, Kadı Burhanettin devleti hakimiyetine girmiştir. Niğde, 1398 yılına kadar Karamanoğulları elindeyken Kayseri DeveliKarahisar henüz Kadı Burhanettin ülkesine dahildirler.
1397 kış ortalarında Kadı Burhanettin, ordusunun Dağılmasından istifade etmek isteyen Türkmenler’den bir bölüğün Develi’ye geldiğini öğrendi. Bunları yola getimeye karar vererek has askeri ile onlara karşı harekete geçti. Göçebe Türkmenler af dileyerek bağlılıklarını arz ettiler. Hükümdar da emniyet düşüncesi ile bunları sürgün ederek Kayseri dolaylarına yerleştirdi. Daha sora istila korkusuyla dağlık bölgeye çekildiler. Karamanoğlu İbrahim Bey Kayseri ve Develi havalisini ele geçirdi. Sivas’ıda tehtide başladı. 1436-1437 kışında Karaman kuvvetleri Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa’yı sıkıştırdılar. Bundan sonra Niğde, DeveliKarahisar, Develi bölgeleri Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında çeşitli mücadelelere sahne olacak, zaman zaman bu iki Türk Devleti arasında el değiştireceklerdir..
1471’den itibaren Osmanlılar, yalnız Konya Ovası’nı değil Toros dağlık bölgelerini ve İçel’i de alarak Akdeniz’e kadar bütün Karaman ilini inkiyat ettirmek için esaslı seferlerine giriştiler. Kayseri ise daha evvel I.Beyazıt’ın oğlu Süleyman Çelebi’nin, Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’i Mağlup etmesinden sonra 1398’de Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
Osmanlı döneminde Yahyalı ve civarının, isyan ve ayaklanmalarda ön planda yer almıştır. 1603 yılında ünlü eşkıya Tavil Mehmed’in Kırşehir, Aksaray, Kayseri ve Niğde yörelerinde büyük tahribat yaptığı buralardaki köylerde esaslı boşalmalar olduğu görülmektedir.1691-1696 yıllarında Rakka, Halep bölgesine nahledilen Türkmen aşiret oymaklarından Musacalu, Hacılar, Akbaş gibi oymakların devamı halen Yahyalı’da meskundurlar. Bunlardan Lekvanik mukataasına bağlı Akbaş oymağı, Rakka bölgesinin Mağaracık Köyü’ne yerleştirilmiştir.
İçel ve Alaiye sancaklarına iskanları kararlaştırılan bölük taifesinden Karahacılu cemaatine bağlı oymaklar, 1701 yılı baharında Yahyalı bölgesine gelerek Köşk, Numa, Özbek, Süleymanfakılı ve Saruca Köyleri ahalilerine çeşitli zulüm ve teaddileri yüzünden, köy halkının yerlerini terk etmelerine yol açmışlardır. Ayrıca Keskin mukataası emini Bektaş, Cami pazarı adlı mevkiide üçyüz kadar eşkiyanın hücumuna uğrayıp malları yağmalanmış, adamlarından bazıları yaralanıp bazıları da öldürülmüştür. Bunun üzerine Yahyalı nahiyesi, ahalisi kadıya şikayette bulunarak meskur oymakların iskan mahalleleri olan İçel ve Alaiye’ye nakledilmelerini istemişlerdir.
1699 yıllarında Rakka’ya iskanları emredilen ancak iskan yerlerine gitmeyerek 2-3 yıldan beri Develi Ovası’nda sakin bulunan Güngördü, Delili ve Kırıntılı cemaatlerinden dörtyüz kadar eşkıya Niğde, Bor, Ürgüp, Ulukışla, Kaymaklı, Kayı ve Ereğli kazaları etrafında gezerek harman zamanı ahalilerin mallarını yağmalıyorlar, yol kesiyorlar ve insanları öldürüyorlardı. Zulüm, teaddi ve tacavüzlerinin nihayeti olmadığı hakkında Karaman ile Niğde mutasarrıfları, Karaman Ereğli’si, Ulukışla, Bor, Kaymaklı, Yahyalı, Niğde ve Kayı kadılarının arzları üzerine 1702 Ocak ayında Maraş Beylerbeyisi Rışvan oğlu Halil Beye gönderilen bir emirle, adı geçen cemaatlerin, bulundukları yerden kaldırılarak Ayas İskalasinden gemilerle Kıbrıs’a nakledilip boş ve harabe yerlere iskanları istenmiştir.
Göçler taifesinden ifraza tabi Alcı ve Çakal Demircilü cemaatlerinden 60 kadar hane, iskan bölgeleri olan Ayas, Berendi ve Kınık caniklerini terk ederek Yahyalı nahiyesindeki köylere gelip ahalinin meralarına, ekinlerine zara vermişler, hayvanlarını yağmalayarak insanları katletmişlerdir. 1703 tarihinde Adana valisine, Kayseri mütesellimi ve ifraz voyvodası gönderilen emirle meskür cemaatlerin iskan mahalleleri olan Ayas, Berendi ve Kınık’a yerleştirilmeleri istenmiştir.
18. yüzyılda devlet otoritesinin zayıflmasıyla, artık salyane ve çeşitli vergi toplama işlerine, devletin dışında kişilerin de el atığını görüyoruz. Kayseri kazasında Yahyalı sakinlerinden Bektaşoğullarıyla Madazlıoğullarna çeşitli tarihlerde (reayanın salyane işlerine karışmamaları) uyarıları hiçbir işe yaramamıştır. Konya ve Adana cihetlerinde meskun Danimedli aşireti, Erciyes yaylasına gelerek bu yöredeki diğer aşiret ve oymakları da şekavete teşvik etmiştir. Bunlardan Yahyalı ve Göstere’de bulunan Recepli aşireti 1731 tarihli fermanı aliler mukavimce Rakka’ya sürgün edilmişlerdir.
Adana’dan Kayseri ve Sives’a kadar zaman zaman etkili olan ünlü Kozanoğulları 1865’te sürgün ve zorunlu iskan yolu ile itaat altına alınmışlardır. Osmanlıya meydan okuyacak kadar bölgesel güce sahip olan bu derebeyliğin batı kolu Yahyalı Kayseri havalisinide kaplıyordu. Aileden olmamakla birlikte Kozanoğllarının güvenilir adamlarından Solak Ağa Yahyalı ve civarına Kozanoğulları adına adeta hükmetmekteydi. Son Kozanoğlu Ahmet Bey, Solak Ağa’nın kızını almıştı. Ancak Kütahya’ya sürgüne gönderilirken boşadı. Ahmet Bey, daha sora İstanbul ve Trablusgarp’a sürgün edildi. Hatta Trablusgarp’da genç yaşta ilim tahsil eden Hoca Zühtü Efendi ile tanışan Ahmet Bey, Hoca’ya son derece saygı duymuş, ardında namaz kılmış ve kendisinin dönemeyeceğini söyleyerek Yahyalı’da bulunan mülklerini Hoca’ya bağlamıştır. Yahya Efendi medresesinde uzun süre müderrislik yapan Kayseri’li Mustafa Efendi’nin kardeşi olan Hoca Zühtü Efendi, Yuları Köyündeki harımla birlikte günümüz Madazı Camii güneinde ve batısında bulunan arsaları satarak Kayseri’ye gitmiştir. Kozanoğullarından intikal eden bu arsalardan Kocaçay’ın batı kıyısında bulunana Karadervişler adlı sülale satın almış olup halen oturmaktadır. Diğeri ise Solak Ağa soyundan Mecmuttun Solak’ın oğullarına geçmiştir. Buraya halk arasında ‘Derebey Köşkleri’ denmektedir.
3) Cumhuriyet Dönemi :
İdari Teşkilatlanma :
Kayseri; Merkezi Konya olan Karaman eyaletine bağlı bir liva iken 1846’da yapılan idari düzenleme ile Bozok eyaletine bağlanmıştır. Tuncer Baykara bu bağlanışın 1856’da olduğunu bildirmekte, Kayseri’ye bağlı altı nahiyeyi de şöyle sıralamaktadır. Develi, Karahisar-ı Develü, Kozanlu, Zamantı, Kustere ve Sarıoğlan. 1864’te başlayan çalışmalar sonucu 1867’de yürürlüğe giren Vilayet Nizamnamesi ile Sancak yapılan Kayseri, 1876’da Ankara vilayetine dahil edilmiştir. Bu tarihte Nefs(Merkez ilçe), İncesu ve Develi 3kaza, Kustere(Tomarza) ve Karahisar (Yeşilhisar)’dan ibaret 2 nahiye ve 181 köyü bulunmaktadır. 1923’de Cumhuriyet ile birlikte il olan şehren adı da Kayseri olrak kabul edilmiştir. Osmanlı döneminde uzun süre Develi Karahisar’a bağlı bir karye olarak varlığını sürdüren Yahyalı, 19. Yüzyılda zaman zaman Niğde ile Kayseri arasında yer değiştiren bir kaza durumundadır. 1870’de Niğde Vilayeti’ne bağlı bir belde iken 1913 yılında belediyeliğe dönüştürülür. 1927’de Develi ilçesine bağlı bir bucak merkezi(nahiye) olarak gördüğümüz Yahyalı 1954 yılında, 6324 Sayılı Kanun ile ilçe yapılarak Kayseri’ye bağlanmıştır.
Milli Mücadele’de Yahyalı :
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)’nden sonra Fransızlar tarafından işgale girişilen Çukurova bölgesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle bir Kuva-i Milliye oluşturulmuştu. Komutanlığına Kemal Doğan, komutan yardımcılığına da Osman Tufan’ın getirildiği bu milli kuvvetlerin amacı, işgalci düşmanı bölgeden atmaktı. Ermenilerden de destek alan Fransızlar, yalnız Çukurova’yı işgalle kalmayarak Orta Anadolu Bölgesine de sarkmak niyetinde idiler. Bu amaçla Kozan’dan sonra ikinci hedef olarak Develi’yi seçmişlerdi. Hedefleri doğrultusunda Gezbel yolu ile, Zamantı-Yahyalı hattında iki koldan ilerlemeye başladılar. 6 Kasım 1919 günü Develi’ye gelen Kemal Doğan ve Osman Tufan Bey’ler, bölge halkını teşkilatlandırmaya girişiler. Buna göre Yahyalı’da, atlı ve yaya olarak 50 mevcutlu bir müfreze vücuda getirirler. Bu müfreze; öncelikle Kozan’ın vaziyeti hakkında bilgi toplayacak, Kozan-Adana şosesini gözetleyecek, Tümükkale mevkiinde bulunan Aydınlı aşireti ile bağlantı kurarak düşmanın Kozan-Adana ulaşımına engel olacaktı. Tomarza ve Niğde’nin yardımı da sağlanarak 80 atım cephanesi ile birlikte iki toplu dağ bataryası 8 Mart 1920 günü Develi emrine verildi. Yahyalı’dan ayrıca 100 mevcutlu bir gönüllü müfrezesi kuruldu. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mustafa Kemal’in 3 Mart 1920 tarihli emirleri doğrultusunda 20 Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy)’nın, Binbaşı Kemal Doğan’a gönderdiği talimatnamenin 3. ve 4. maddeleri şöyledir:
Madde 3 : Niğde böldesinde tertip edilen müfrezeler, Şimdiye kadar karalaştırıldığı gibi Karaisalı bölgesine geçeceklerdir. Yahyalı’da bir nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler, Binbaşı Kemal Bey’in tertipleri gibi Sis dolaylarına hareket edeceklerdir. Develi ve Tomarza’daki nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler ve Develi’ye gelecek olan cebel takımı, doğrudan doğruya Kemal Bey kumandasında Haçın (Saimbeyli) bölgesine hareket edecektir.
Madde 4 : İşgal bölgesi içindeki harekat, Binbaşı Kemal Bey’in tertibatına özellikle tarafımdan umumi talimat arasında fark, Feke’nin muhasaradan kurtarılması üzerine, Develihisar’daki iki nizamiye bölüğünün Yahyalı’ya gelerek Yahyalı’da kalmasıdan ibarettir. Harekatın en son talimatla yapılması ve Feke, Haçın, Sis civarında yapılan durum hakkında sık sık malumat verilmelidir.
Faraşa (Çamlıca)’da bulunan Ermenilerin jandarmalık ve mihmandarlık yaptıkları Fransızlar, Habib Köprüsü yanına karakol kurmuşlar, daha beriye geçememişlerdir. Bir diğer düşman kolu da Barazama (Ulupınar) Köyü yakınındaki 7 odadan oluşan ve büyük bir kaya içerisine oyulmuş vaziyette bulunan çok katlı mağaraları karakol olarak kullanmışlardır. Yahyalı’daki milis kuvvetlerinin başında Emin Bey (Develioğlu) bulunmaktadır. Ayrıca Niğde 41. Fırkasına bağlı bir tabur Şükrü Efendi komutasında Yahyalı’ya gönderilmiştir. Şimdiki Ulu Camii yanındaki medreseye yerleştirilen tabur askerleri, geldiği gün havaya ateş açarak geldiklerini, Ermeni ve Fransız’lara ilan etmişlerdir. Fırka komutan yardımcısı Yarbay Mümtaz Bey’in teşvik ve çalışması ile başta Hacı Kamil Hoca, Klavuzoğlu Hasan Hüseyin Ağa olmak üzere, ayrıca bir milis teşkilatı kurulmuştur.
Dikme, Karaköy, Avlağa, Çamlıca, Ulupınar köyleri halkıyla birlikte Aydınlı aşireti ve diğer aşiretlerinde yardımlarını alan Yahyalı halkı, düşmanın büyük bir kısmını imha ettiği gibi Develi’ye ulaşmalarını da engellemişlerdir. Dikme, Çamlıca köylerinde bulunan yerli Ermeniler’den hayatta kalanlar apar topar bölgeyi terk etmişler bazı Ermeni kızları ise evlenerek bu köylerde kalmışlardır.
B) Yeryüzü Şekilleri:
Bölgenin yeryüzü şekline ve coğrafi yapısına damgasını vuran Toroslar, genel oalrak çok yüksek bir sıradağ kuşağıdır. Silifke-Göksu’yu ile Yahyalı arasında uzanan asıl Toroslar kuşağın hem en düzgünü, hem de en yükseğidir. Blumenthal’in ölçüsüne göre Aladağ’da birçok zirve 3900 m.’yi bulur(Yedigöl başları). Aladağlar güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanırlar.Yükseltiler 1000 m. ile 3000 m. arasında değişir. En yüksek doruklar güneyatıda, en düşük seviyelerde kuzeyde ova kesiminde yer alırlar. Dağ şekilleriyle su yapısı, jeoloji birimlerine bağlı olarak gelişmiştir.
Sahanın büyük çoğunluğunu oluşturan kireç taşları yanısıra sarp ve yüksek kalker tepeleri arasında, çok sayıda küçük çaplı yaylalar gelişmiştir. Kışın yağışları, bahar ve yazında kar ve uzullarının erşmesiyle beslenen yeratı ve yerüstü suları coşkun bir su potansiyelini oluşturur. Yerüsütü kaynaklarının çoğunluğu ova ve yaylada gözükürler.
Aladağ’ın 2500 m. yüksekliğe kadar yaylaları, dağlık bölgeleri, örenleri ve yazıtları ile birer açık hava müzesidir.
Dağlar:
İlçe güneyde Orta Toroslar silsilesine mensup 2140 m. rakımlı Elmalı, Horoz, güneydoğuda Feke, kuzeydoğuda Develi dağları, batıda Seki dağları ile çevrilidir. İlçe merkezini yakından kuşatan iç halkayı ise doğuda Belen, batıda Göbelli ile Seki dağlarının etekleri, güneyde Çalmardı oluşturur. Toros silsilesinin en önemli bölümünü meydana getiren Aladağlar Adana, Niğde, Kayseri üçgende, Yahyalı’nın güneybatı kesimlerinde yüksek tepeleriyle kendini gösterir. Yılın büuük bölümünde kar ve buzullarla kaplı, sarp ve yüksek dorukların bulunduğu bu yöre görüntü ve yapı olarak Alpler’i andırır.
Tırmanış yapılan önemli doruklarından biri olan Büyük Demirkazık tepesi (3796 m.),Engin tepesi (3723 m.), Kızılkaya tepesi (3725 m.), Güzeller tepesi (3461 m.), Gürtepe (2474 m.),Vayvay tepesi (3565 m.) ve Cebel tepesi (3460 m.) Aladağlar’ın dağcılık bakımından önemli olan öteki doruklarıdır.
Ovalar :
Erciyes Dağı’nın güney yönünde kalan Sultan sazlığının devamı olan büyük ova, Seki Dağı’nın doğu yamaçlarını takiben 7-8 km.’lik bir vadi şekline dalarak Çalmardı eteklerinde son bulur. İlçenin yerleşimi bu eteklerden başlayarak Erciyes’e doğru gelişme gösterir. Yahyalı’nın 9 köyü bu ovada bulunmaktadır. Akbaş ise ilkçağladan beri yerleşim merkezi olma ihtimali kuvvetli ovalardan olup höyük ve mağara evleri ile kaplıdır. Akbaş ovası günümüzde, buğday ve nohut başta olmak üzere hububat ekimi yapılan önemli tarım sahalarındandır.
Akarsular:
Zamantı Irmağı : Pınarbaşı İlçesinden itibaren Zamantı adını alarak Pazarören ve Fraktin’den geçen 308 km. uzunluğundaki ırmak Denizovası, Süleymanfakılı, Taşhan Köyleri sınırlarından devemla Karaköy, Avlağa yakınlarında Kapız denilen yüksek kayalıklar arasına girer. Habib Köprüsünden itiaren Çamlıca(Faraşa) Köyne kadar böylece gelir ve köyün aşağısında batar. 200 m. ileride tekrar açığa çıkan ırmak 50 m.kadar bir mesafe üzrşnde yenide batar. Zaman zaman 3 m.’ye kadar daralan kısıklar arasından akarak Büyükçakır Köyünün kuzeydoğusundan gelen Kapuzbaşı Şelalesinin suyunu alır. Yine Aladağdan çıkan Aksu deresi ile Küpköy(Adana)’dan geçen Karapınar dereleri sayesinde suyu oldukça çoğalan Zamantı Irmağı, Adana sınırlarına girdikten sonra Göksu nehrine karışarak Akdeniz’ dökülür.
Kocaçay : Kaynağını ilçenin güneybatısında, Derebağ sınırlarıngaki bir karstik mağaradan çıkan Çağlayan ile Dereköy suyu oluşturur. Yenice Mahallesinden itibaren güney-kuzey yönünde ilçenin ortasından geçen Kocaçay, Gözbaşı kaynak suyunu da alarak Sultan sazlığına akar. Geçmişte nemli hasara sebep olan seller, dere yatağı ve çevresinin ıslahından sonra pek örülmemiştir. Yağış rejiminin düzensizliğine paralel olarak gerek Zamantı gerekse Kocaçay’ın düzensiz akarsular olduğunu belitebiliriz. Yahyalı şehir merkezini ikiye bölen Kocaçay’ın suyu, 24 Aralık 1986 tarihinden itibaren su tutulmaya başlayan Ağcaşar Barajına akmaktadır.
Göller :
Yedigöller; rakımı 3500-3756 m. Yüksekliğinde olan bir vadidedir. Karların erimesiyle yüzlerce göl oluşur. Bu göllerden 7 tanesinin suları hiç eksilmez. Bu göllerden birinin derinliği 80 m.’ Dir. 7 adet kurumayan göl bulunması sebebiyle ‘Yedigöller’ adıyla anılır. Ayrıca Kapuzbaşı Şelalelerinin Yedigöller bölgesindeki eriyen kar sularının beslediği ifade edilmektedir.
Toros Aladağlar Milli Parkı’nın Hacer Ormanı ve Kapuzbaşı takım şelaleleriyle birlikte en önemli bölümünü, Aladağların en yüksek ve en geniş platosunu ‘Yedigöller’ teşkil eder. Fiziki coğrafyası nedeni ile de Türkiye’nin en önemli doğa yürüyüşü alanlarından biridir. Taban yüksekliği ortalama 3100 m. Olan Yedigöller, doğusunda Hacer boğazından itibaren yükselti kaybederek Hacer vadisine ve ormanına, oradan da Kapuzbaşı şelalelerine kadar uzanır. Kayseri’nin Yahyalı ilçesi sınırları içerisinde yeralan ve Türkiye’nin en güzel peysaj alanlarından birisi olan Yedigöller çepeçevre onlarca zirvesiyle, dağ-buzul gölleriyle, yüksek dağ bitkileri, yaban hayatı, buzul ve buzul kayalıkları ile, Temmuz ayında eşsiz bir manzara ortaya koyar. Temmuz ayının ilk haftasında göl sayısı 80’e ulaşır. Karlar eriyip azaldıkça, sonbahar da, ikinci ilkbaharın çiçekleri açar. Sonra karlar erir ve Aladağlar, Karadağlar olur. Yahyalı ilçesine 60-70 km. mesafede bulunan Yedigöllere Ulupınar köyü, Hacer Ormanından 6-7 saat süren bir yürüyüşten sonra ulaşılır. Bu göllerin tamamı kar ve buzul suları ile beslenmektedir. Yahyalı’nın güneyinde yer alan bu harika doğa parçası yaylacılık, buzul ve kaya tırmanışı, doğa yürüyüşü, yamaç paraşütü, kampink alanı, balon etkinlikleri ve turizm ekonomisi açısından çok güçlü bir potansiyel değeri ifade etmektedir. Yedigölleri çepeçevre saran ve adeta Aladağların yılmaz bekçileri olan Kızılkaya (3725m.), Direktaş (3510 m.), Engin Tepe (3723 m.), Vayvay Tepe (3565 m.), Akın Tepe (3610 m.), Emler Tepe (3623 m.), Tosun Tepe (3612 m.) bizlere silmet ve oluşturdukları dağ manzaraları ile Türkiye’nin en güzel açık hava müzesinin ‘Aladağ Yedigöller’ görsel olarak verdiği sert ve korkunç dağ manzaralarına karşı son derece yumuşak ve emniyetli bir doğa yürüyüşü imkanı vermektedir. Bu husus Aladağlarda ve Aladağ Yedigöllerinde yapılacak doğa yürüyüşleri için önemli bir avantajdır. Ağcaşar baraj gölü; 1986’dan itibaren tatlı su balıkları ile ekonomiye de katkısı olan, Yahyalı’nın kuzeyinde Develi karayolunun 10. km.’sinde Ağcaşar köyü sınırlarındadır. Sulama amacıyla yapılan barajın doğu-batı yönleri yüksek tepelerden oluşmaktadır. Şimdiden önemli bir mesire yeri haline gelen baraj gölü Yahyalı’nın iklimini bile kısmen etkilemiştir.
Şelaleler :
Kapuzbaşı Şelaleleri : Kapuzbaşı şelaleleri 500 m2’lik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir.
Yahyalı’ya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30-76 m. Arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu suları ,ile birleşerek Zamantı Irmağına, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar.Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli bir manzara arzederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar. Elif şelalesi ile yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.
Çıkış ve birarada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. Yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulmaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, ancak çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli şelalelere özgü alabalıkları yaşamaktadır.
Yeşilköy Şelaleleri : Yeşilköy köyüne 3 km. mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı ırmağının iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir.Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m., küçüğü 10 m. Yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının da uğrak yeri haline gelmiştir.
Yeşilköy Şelalesinin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı ırmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır. Oldukça ilginç tabi varlıklardır.
Derebağ Şelalesi : Yahyalı’ya 10 km. mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m. yüksekliğindedir. İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı’ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir.
C) İklimi :
Tipik Orta Anadolu karasal iklimin hakim olduğu ilçenin güneyindeki ormanlık kesimlerinde tam olmasada Akdeniz İkliminin etkisi görünür. Merkezde kışları sert ve soğuk, yazlar ise sıcak ve kuru geçer. Kışın zaman zaman don olayları meydana gelir. Isı ortalaması; yazları 29 derece, kışları –2 derecedir. Yahyalı’ya en fazla yağış ilkbaharda düşer.
Bir çöküntü ovası olan Develi ovasının devamı olan Yahyalı, İkinci derecede deprem kuşağı içindedir.
D) Bitki Örtüsü :
Arazinin %70’i dağlık olan ilçe, bitki örtüsü yönünden farklılıklar gösterir. Güneyinde geniş alanlar orman ile kaplı iken, kuzeyde step bitki örtüsü hakimdir. Akdeniz bölgesinin hiçbir yerinde 600-700 m. yüksekliği geçmeyen makiler, Zamantı Irmağı boyunca 1000-1200 m.’ye kadar çıkabilmektedir. Güneyden kuzeye doğru karaçam, göknar, ladin, sedir, ardıç ve meşelikler sıralanır. Karasal iklimin hakim olduğu kuzeydeki alanlar ise bu iklimin bitki örtüsü olan steplerle kaplıdır. Kuzeyde vadi içinde ve ovada kavak, söğüt, ceviz vs. türü ağaçlar ile diğer kültür bitkileri bulunur. Ovada pancar, ayçiçeği ekimi ve elmacılık tarım ekonomisinin bel kemiğini oluşturur.
Popularity: 3% [?]


